sabah uyandım ve kafayı kaldıramadım. boynum tutulmuş. tam da senden hemen sonra. sen ta orada hasta olduğunda ve ben sana "dikkatsizsin sevgilim, pencere açık yatılır mı" diye ahkam keserken, hemen ardından uzun zamandır olmamış bir şekilde boynum tutuluyorsa, ben sevdiğimi hissediyorum demek ki arkadaş! ben hamile kaldığımda senin de göbeğin şişmezse alınırım ama bak! :P
rüyamı gerçek gibi yaşadım bu gece. ve hatta sabahına uyanıp da rüyamı hatırladığımda, sanki dün yaşadığım bir olaymış gibi oldu: ibrahim tatlıses'in evine gitmişiz. bahçeli, kalabalık ve büyük bir köy evi gibi. avluda sandalyeye oturmuş geleni gideni bekliyor. ben hiç inanmıyorum iyileştiğine, ama yanına gidince sadece biraz yaşlanmış gibi görünüyor. biraz da kafatasının şekli bozulmuş sanki, biraz da kamburlaşmış. ama kafasına kalaşnikof mermisi giren bir insan için, çok iyi durumda yani. elini öpüyorum, sarılıyorum. bana kendi iyi halini göstermiş olmaktan pek mutlu.
sonra (ya da önce, rüya zamanındaki başka bir zamanda), kiraz tarlasında idim. çok fazla kiraz vardı. onları yiyordum. işçi kadınların kirazları tasnif ettiği bir mekanda oturuyor, kocaman kırmızı kirazları izliyordum. kiraz mevsimi, sevişme vaktidir, bilirsin. sait faik söylediğinden beri herkes bilir.
sevişme vakti yaklaştı, belki ondan...